Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu
Bunun üzerine yetkili İltica Dairesi (Bundesamat) Kani Yılmaz’ın iltica meselesiyle ilgili ifadesini 17 Şubat 1993 tarihinde almış ve 25 Şubat 1993 tarihinde vermiş olduğu kararla Kani´nin İltica talebini Federal Almanya anayasasının ilgili maddesi olan (Art. 16 Abs. 2 Satz 2 GG) gereği kabul etmiş ve kendisine Yabancılar Kanunu gereğince (§ 51 Abs . 1 AuslG) pasaport ve Almanya’da süresiz oturma müsaadesi vermiştir. (Kaynak: Düsseldorf idari Mahkemesindeki Faysal Dunlayici ile ilgili: 26 K 6497/04.A nolu 19. Ağustos 2005 tarihli kararla ilgili dosya).
26 Ekim 1994’de Londra’da tutuklanan Kani YILMAZ için 31 Ekim 1994 tarihinde Alman Federal Yüksek Ceza Mahkemesi tarafından Almanya’ya iadesi talebinde bulunulmuştur. Bunun üzerine Kani Yılmaz 19 Ağustos 1997 tarihinde Almanya’ya iade edilmiştir. Ve 11 Şubat 1998 tarihinde 7 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmış ancak İngiltere’de geçirdiği hapis yılları da göz önünde tutularak, cezasının geri kalan kısmı Almanya’da tecil edilmiş ve kendisi aynı gün mahkeme tarafından serbest bırakılmıştır. (Kaynak 2 StE 4/97 nolu Kani Yılmazla ilgili ceza dosyası).
Daha sonra Şubat 1998’den Mart 1999’a kadar geçen süre için Kani’yle ilgili Federal Savcılık tarafından soruşturma açılmıştır. (Kaynak 2 BJs 170/99-8 nolu Kani Yılmazla ilgili ceza dosyası). Bu soruşturmadan dolayı Kani Yılmaz hakkında 16 Şubat 1999 tarihinde gıyabi tutuklama kararı Almanya’da verilmiş.
Aslında Alman Ceza Yasalarına göre bahsini ettiğim davadaki suç iddiası zaman aşımına uğradığı halde, Kani hakkındaki verilmiş olan gıyabi tevkif kararı yetkili ceza mahkemesi tarafından bu ana kadar kaldırmış değildir. Bu durum Almanya’nın Kani’ye politik ve psikolojik baskı yaptığının ipuçlarının işareti olarak değerlendirilebilir. Anlaşıldığı gibi Almanya hukuki kaynağı inandırıcı olmayan nedenlerle Kani’nin Almanya’yı terk etmesini sağladı. Daha sonra avukatlarının yapmış oldukları hukuki mücadele sonucu Kani Yılmaz 23 Eylül 2005 tarihinde Duesseldorf idari mahkemesinde yabancılar dairesine karşı açmış olduğu davayı kazandı.
(Kaynak 15 A 3494/05 A ve 26 K 6497/04. A Duesseldorf nolu Düsseldorf idari mahkemesinin vermiş olduğu karar).
Buna rağmen Kani’ye geçerli bir pasaport verilip tekrar Almanya’ya giriş yapmasına izin verilmesi, bahsini ettiğim gıyabi tevkif kararı psikolojik baskı aracı olarak kullanılarak, çeşitli nedenlerle Almanya tarafından engellendi.
11 Şubat 2006 günü sabah saat 10 sıralarında, merhum Kani Yılmaz ve yanında bulunan PWD üyesi Sabri TORI (Serdar Kaya) ile birlikte arabasında uğradığı bir suikast sonucu öldürülmüş olduğu iddia edilmektedir.
Şimdi ben soruyorum sizlere Federal Almanya’nın Kani Yılmaz olayında hiç sorumluluğu yok mu? Kani´nin akrabalarına Almanya´nın tazminat ödeme zorunluluğu bu olaydan sonra doğmuyor mu? Bildiğiniz gibi fiilsiz suç mümkün değildir. Kanunda suç olarak öngörülen bir fiili işleyen kimse faildir. Elbette, failsiz suç da, mümkün değildir. Her fiil zorunlu olarak bir failin eseridir. Fail suçludur. Açıkçası, suçu işleyen kimseye, faile suçlu denmektedir.
Doktrinde, fail veya suçlu terimleri yerine, suçtan etkilenen anlamında “suçun pasif süjesi“ teriminin karşıtı olarak, “suçun aktif sujesi“ terimi ceza hukukunda ve kriminolojide kullanılmaktadır.
Değerli okuyucularım, sizlerden öğrenmek istediğim bir konu var? Acaba Kani Yılmaz’la ilgili olaylar niçin hep şubat ayında oluyor? Şubat ayını gündeme getirmemin nedeni, Kriminolojide olayalar analiz edildiğinde olayların ve mağdurun biyografisindeki tarihlere çok önem verildiğinden kaynaklanmaktadır. Bu vesile ile siz okuyucularımdan kısa ve öz olarak objektif değerlendirmeler bekliyorum.
Merhum Kani YILMAZ ve Sabri Kaya’ya Cenabi-i Allah\'tan rahmet, tüm sevenlerine, yakınlarına başsağlığı diliyor, Cenabi-i Haktan kendilerine sabır niyaz diliyorum. Ve tüm insanlık âleminden rica ediyorum, lütfen insanlara insan oldukları için değer verin. İnsanları fiziken imha etmekle bir yere varamazsınız.
b) Dünyayı derinden etkileyen tehlike -Terörizm
Burada reel politik bir sunum yani analiz yapmak istiyorum. Terörizm, tarihin en eski zamanlarından beri toplumları ve ülkeleri tehdit etmiş ve çağımızda da tehdit etmeye devam emektedir. Dolayısıyla terör, aynı zamanda demokratik sistemler ve demokratik örgütler açısından da önemli bir tehdit unsurudur.
Devlete, demokratik sisteme veya demokratik örgütlere karşı bir meydan okuma olan terör, hangi türü olursa olsun, başta yaşama hakkı olmak üzere, temel insan hak ve özgürlüklerini ortadan kaldıran tehdit ve şiddet unsurlarını barındırır. Günümüzde terörizm, tüm dünyayı derinden etkileyen bir tehlike haline gelmiştir.
Bu arada 11 Şubat 2006 tarihinde Kani YILMAZ (Faysal DUNLAYICI) ve Sabri TORİ’nin ölümü terör konusunun Kürtler arasındaki ilişkiler boyutunu da gündeme getirmiştir.
Olayın oluşumuyla ilgili hala soruşturmanın sürmesi ve henüz sonuçlanmış bir resmi açıklamanın olmamasına karşılık Kani’nin yakın çevresinin iddialarına göre Kani ve arkadaşı bir terör saldırısına maruz kalmışlardır. Yine gerek bunların iddiaları, gerekse özellikle Avrupa’da yaşayan ve büyük çoğunluğu bir dönem PKK içinde yer alan kesimlerin bu olayın sorumlusu olarak direk PKK’yi işaret ettikleri görülmektedir. Buna karşılık PKK yöneticileri ise bu iddiayı reddetmekte ve olayı üstlenmemektedirler.
Eğer iddia edilen olay bir suikast ise, elbette söz konusu olan Kani Yılmaz’da olunca adresler ilişkili olduğu kesimleri gösterecektir. Yalnız bu ilişkili olduğu kesimler bölge ve şartlar söz konusu olunca birçok adresin var olabileceğini de akla getirmektedir. Hatta bu terörün arkasında bir değil birçok adresin de olabileceği ihtimali düşünülmelidir.
Bu yönlü bir tartışmanın veriler üzerinden hareket edilerek ve olaya maruz kalan kişinin iyi tanımlanmasıyla açığa çıkması için ilk ve en önemli adımdır. Dolayısıyla olayı tamamen bireyselleştirmemek lazım. Hukuki, polisiye ve adli tıpın vereceği otopsi raporu okunduktan sonra objektif bir değerlendirme yapılabilir. Ayrıca Kriminoloji ilmiyle elde edilecek verilerin ve irdelemelerin yanı sıra, meydana gelen olayın politik arka planının da tartışılması gayet doğaldır.
Öte yandan 11 Şubat 2006 da merhum Kani YILMAZ (Faysal DUNLAYICI) ve Sabri TORI’nin Süleymaniye’de maruz kaldığı kriminal olay sonuçta ortamı bir kez daha terörize etmiş ve gözler önüne sermiştir ki insanlarımız katledilmekte, toplumumuz da tehdit altında tutulmaktadır. Bu durum, bütün dünya uluslarının dikkatini çekmektedir. Çünkü insanların imha edilmesiyle problemlerin çözülmeyeceği herkes tarafından bilinmesi gereken bir realitedir.
Ben bir bilim adamı olarak uluslararası barış ve güvenlik ile insan haklarına yönelmiş en büyük tehdidin terörizm olduğuna inanmaktayım ve terörün her çeşidini (buna „devlet terörü“ de dâhil) kınamaktayım. Dünyanın istikrarı ile ilgili dengelerin nasıl oluşacağını zaman gösterecektir.
Politikada değişkenliğin egemen olduğu uluslararası ilişkilerde hemen hemen bütün devletler terör eylemlerine kendi siyasetlerine uygun gözle bakmaktadırlar.
Ama ortaya çıkan bir gerçek vardır ki daha önce devletlerin kendi çıkarları için kullandıkları bireysel nitelikli terör örgütleri, şimdi daha kitlesel nitelikli olarak kendini kullanan, hoş gören, destekleyen herkesin elini kesmeye başlamıştır. Bu durum ise terörizme karşı uluslararası alanda ortak hareket etme ve önlemler almayı etkisiz hale getirmektedir.