Mehmet Konuk: Kuzey’deki PDK’nin(TKDP), Kurucularından Sayın Derwêşê Sado İle Yollarımız Nerelerde Çakıştı? (12)

02.04.2025, Çar - 09:47
Mehmet Konuk: Kuzey’deki PDK’nin(TKDP), Kurucularından Sayın Derwêşê Sado İle Yollarımız Nerelerde Çakıştı? (12)
Haberi Paylaş

12 . bölüm

Ayak sesleri 1979 un ilk aylarından itibaren gelmeye başlayan askeri darbe nihayet 12 Eylül 1980 de şafak sökmeden uygulanmaya başladı.TC Devleti çok partili sisteme geçişinden sonra bu 3.askeri darbeydi.1970’lerin ortalarından itibaren özellikle Türkiye metropollerinde sağ, sol çatışmaları adı altında sürdürülen çatışmalarda,1980 e gelindiğinde öldürülenlerin sayısı binlerle ifade ediliyordu.

1977-78 den itibaren Kürdistan coğrafyasında Kürd örgütlerinin yanı sıra PKK’nin bazı Kürd aşiretleri ne yönelik yaptığı saldırılar nedeniyle başlayan çatışmalar, darbecilerin elini iyicene güçlendirmişti. Cendereye çevrilen Kürdistan coğrafyası artık hiç kimse için güvenli bir ortam sağlayamıyordu. Her zaman kişisel varlığını en önde tutan Abdullah Öcalan, Kürdistan’ın kuzeyini cehenneme çevirdikten sonra Devletin derin dehlizlerinden aldığı tüyoyla ( Hasan Yıldız Muhatapsız Savaş Muhatapsız Barış adlı kitapta Abdullah Öcalan’ın bir kuvvet komutanının kendisine darbe ile ilgili tüyo vermesi sonucunda Suriye ye geçtiğini yazıyor ) 1979 un son baharında en yakın arkadaşlarının dahi bilgisi olmadan, Suriye sınırından ROJAVA’Ya geçiyordu.

12 Eylül 1980 de yapılan askeri darbe 27 Mayıs 1960 ta ve 12 Mart 1971 de  yapılan her  iki darbeden de çok daha derin ve geniş kapsamlı idi.10 binlerce insan tutuklanarak ağır işkencelerden geçirilmelerinin ardından cezaevlerine atılıyordu.

Başta Diyarbakır sıkıyönetim cezaevi olmak üzere diğer bir çok cezaevi tam bir vahşet ve Türk ırkçılığının mantığının birer laboratuvarına dönüştürülmüştü. Diyarbakır cezaevinde yapılan ve vahşetin de ötesindeki insanlık dışı uygulamalar, Dünya’nın bir çok ülkesinde uygulanan işkence ve insanlık dışı uygulamaları gölgede bırakan bir vahşete dönüştürülmüştü

Başta PKK’nın lider kadrolarından olmak üzere, onlarca insan bu vahşi ve insanlık dışı uygulamaları protesto etmek amacıyla ya açlık grevinde, veya kendini yakarak hayatlarına son vermişlerdi.

Gencecik hayatta yaşamlarını feda eden siyasi kadroların bu eylemlerden amaçları cezaevindeki vahşeti bir taraftan dış dünyaya duyurmak, diğer temel amaçları ise teslimiyete karşı direniş ruhunu geride kalanlara miras olarak bırakmaktı.

Diyarbakır cezaevinde onlarca PKK’li militan ve siyasi kadro canını hiçe sayarak ölümü tercih ederken, 10 binlerce PKK’lı da Kürdistan’ın bağımsızlık mücadelesi uğruna dağlara çıkıp, gözünü kırpmadan seve seve ölüme gidip kemiklerinin dahi, hangi Kaya’nın dibinde olduğu bilinmezken, olağanüstü güvendikleri liderleri APO ise 16 Şubat 1999 da yapılan bir operasyon kapsamında Türkiye ye getirilip uçakta gözü açılır açılmaz, Anam Türk tür bana görev verilirse Devlet’e hizmete hazırım diye ilgili yerlere ve kamuoyuna ince mesajlar veriyordu. Ondan hemen sonra kardeşi Osman Öcalan Annesinin Türk olmadığı yönünde kamuoyuna bilgi verme gereği duyuyordu.

12 Eylül 1980 darbesi öncesi Kurtalan jandarma bölük komutanlığı görevini yapan yüzbaşı Bayram Doğan isimli şahıs çok basit karakterli biriydi. Bir ihbar la veya çoğu zaman birbirini çekemeyen kişilerin para karşılığı gözaltına alıp, işkencelerden geçirdiğine şahit oluyorduk. Yüzbaşı Bayram Doğan’ın uygulamalarını 1979 da Ankara’ya giderek Aydınlık gazetesine ilettik ve Aydınlık gazetesi o dönemde jandarma bölük komutanı Bayram Doğan’ın bu keyfi uygulamalarını o dönemde sür manşetten kamuoyuna açıklıyordu.

Son yıllarda yüzbaşı Bayram Doğan’ın Artvin jandarma alay komutanı görevinde iken yaptığı yolsuzluklardan dolayı görevden alındığını günlük bir gazetede okumuştum.

1980 yılı Ağustos ayında yapılan terfi ve tayin uygulamaları çerçevesinde yüzbaşı Bayram Doğan’ın tayini başka bir ile çıktı ve Kurtalan jandarma bölük komutanlığı görevine Yılmaz Köseoğlu olarak ismini hatırladığım üsteğmen rütbesinde bir komutan görevli olarak geldi.

Yeni gelen bölük komutanı Bayram Doğan’ın tam tersi bir kişiliğe sahipti. Yanına giden ihbarcılara, bakın ihbarınızı değerlendireceğim. Eğer doğru çıkarsa gereğini yapacağım, yalan çıkarsa çok ağır küfürlerle tehdit ediyordu. Bazı ihbarcıları tekmelerle kovduğunu, bazılarını da tokatlayarak karakoldan kovduğunu biliyoruz. Bu kişilikte bir komutanın 12 Eylül darbesinin arifesinde Kurtalan’a gelmesi, başta Kurtalan gençliği olmak üzere Kurtalan halkı için büyük bir şanstı.

Kurtalan gençliğinin ezici çoğunluğu Dengê KAWA örgütünün taraftarı, sempatizanı veya aktif militanı idi. Dengê KAWA örgütünün en önemli avantajlarından biri de, maceracı ve silahlı mücadele atmosferinden kendilerini olabildiğince uzak tutmaya çalışmaları idi.

PKK’lilerin Nedim Sak’a yönelik silahlı saldırısından sonra savunma amaçlı bir tedbir içine girildi ise de, yapılan provokasyonlara alet olmadılar O dönemde genç yaşta olmamıza rağmen, süreci, karşı tarafa hiç taviz vermeden, dik ve onurlu bir tutum içinde, soğukkanlı, aklı selim bir tutumla yürüttük. Eğer süreci doğru yönetmeseydik, Kurtalan, Siverek ve Batman’dan önce  cehenneme çevrilebilirdi

Diğer önemli bir gerçeklikte Kurtalan’ın Siverek ve Batman’dan çok daha küçük bir ilçe olmasının yanında aşiret ve akrabalık ilişkilerinin etkili olmasıydı. Diğer bir etkende Dengê KAWA örgütünün 12 Eylül askeri darbesinin gelmesinden kısa bir süre önce geniş katılımlı bir toplantı yaparak, Kuzey Kürdistan’ı sarmalayan derin tertipler sonucu ortaya çıkan kaosun önünü kesecek örgütsel güçlerinin olmamasını gerekçe göstererek örgütlülük yapılarını dondurmaları idi. Buna rağmen Kürdistan’ın değişik bölgelerinden, Dengê KAWA’nın kadro ve taraftarlarından önemli sayıda cezaevine girenler olduğunu biliyorum.

12 Eylül askeri darbesi aklıma geldiğinde ilk aklıma gelen anılarımdan biri de, darbenin İlk günü iki arkadaşı da yardıma çağırarak  bütün kitaplarımı kocaman bir çuvala doldurarak ilçe merkezinden yaklaşık 500 MT uzaklıktaki kuytu bir yere götürüp toprağın altına gömmekti. İkinci aldığım tertip te, evde bulunan Kürd çe Teyp kasetlerini hemen evin önünde toprağı kazarak bir naylon poşetin içine yerleştirerek yerin altına gömmek olmuştu.

Yaşım 27 ye dayanmıştı, işin doğrusu bu devlete askerlik yapmak yüreğimle uyuşmuyordu. Lise mezunu olmam nedeniyle iki yıllık tecil hakkımı kullandıktan sonra, çalışma hayatımın genellikle dağlık bölgelerde ( Maden araması) şantiyelerde geçmesi nedeniyle bir türlü askerlik şubesinin çağrı yazısı bana ulaşamıyordu. Neticede kendimi askerliğe hazırlayarak 11 Mart 1981 günü Kurtalan askerlik şubesinden askerlik sevk belgemi alarak, askere gittim.

16 aylık evliydim, ilk oğlum daha 18 günlüktü. Genç eşimi ve küçük çocuğumu dağ gibi güvendiğim anneme ve kardeşim Mahmut’a emanet ederek benim için çok zor ama olması gereken görevi gidip ifa etmek zorunda kaldım. Kamu kurumunda çalışıyordum, Türkiye şartlarına göre iyi bir işim vardı. Çok değer verdiğim bir ailem vardı. Annem, eşim küçücük oğlum ve tüm aile fertleri benim için çok önemliydi. Bir askerlik uğruna bütün bunları tarumar etmeye gerek yoktu. Ya kendim gidecektim, ada bir gece ansızın muhtemelen eve veya işyerine baskın yaparak, beni alıp götüreceklerdi.

Ben  birinci yolu tercih ettim. Çok sıkıntılı bir askerlik hayatını yaşadım.12 Eylül askeri darbesinin gölgesi bizim gibi askerlerin üzerinde farklı bir etkisi oldu diyebilirim. Nihayet 30 Ağustos 1982 yılında bir aylık erken terhisle birlikte, askerlik boyunca hiç kullanmadığım izinlerle birlikte 73 gün erken terhisle birlikte çok özlediğim, eşim, Annem ve aile fertlerine kavuştum. Eve gelir gelmez benden küçük üç erkek kardeşime söylediğim ilk tembih, ne edip ediyorsanız sırf askerliği er olarak yapmamanız içinde olsa mutlaka üniversiteyi okuyunuz dedim.

12 Eylül darbesinin apolitik etkisi Kürd coğrafyasında hemen hemen her tarafı etkisi altına almıştı. Nerede o politik birikimli gençler, yan yana gelindiğinde bile, siyasetin S sinden bile kimse bahsetmiyordu.

1982 yılının Aralık ayı olduğunu anımsadığım bir günde Derwêş’ê Sado odaklı bir operasyonla 20 ye yakın kişi bir şafak operasyonunda gözaltına alınarak Batman’daki komando taburuna götürüldüler. Neden Derwêş’ê Sado odaklı diyorum? Çünkü o grupta yakalananların hemen hemen tümü apolitik insanlardı. Aralarında 12 Eylül askeri darbesinin olduğu dönemde Kurtalan belediye başkanı olan ve askeri yönetim tarafından görevden alınan Derwêş’in amcasının oğlu Cemil Akgül’ün dışındakiler siyasetten ve hatta Kürd siyasi mücadelesinden uzak insanlardı. O nedenle Derwêş’in yakalanmasına bir anlam verilebiliyordu ama onunla birlikte yakalananlara bir türlü anlam verilemiyordu. Operasyonun Kurtalan merkezli değil, muhtemelen Siirt veya Batman merkezli olduğu tahmin ediliyordu.

Derwêş’ê Sado ve beraberindekiler, o dönem Siirt’in ilçesi olan Batman’daki komando taburuna götürülerek işkenceli sorgulardan geçirildiler. Derwêş’ê Sado’yu kendi evinde gözaltına alırken, yapılan sıkı aramada suç delili bir şey elde edilememiş, Derwêş’ê Sado’nun evinde buldukları bir fotoğraf albümüne de el koyarak götürmüşlerdi. Gözaltına alınan Enver isimli birinin evinde Mele Mustafa Barzani ye ait bir fotoğraf ta bulunmuştu.

Batman’daki komando Tugayında işkenceleri ile nam salmış Komando taburu komutanı binbaşı Temel Cingöz Derwêş için suç unsuru bulma gayreti içinde iken Derwêş’ê Sado’nun o dönemde 16 yaşında olan büyük oğlu aile dostu ve hayırsever işadamı Bozo Özdemir aracılığıyla göz altında ki babası ile görüşme fırsatı bulmuş ve babası için götürdüğü gerekli çamaşırları da babasına ulaştırabilmişti.

Azad babasıyla görüştükten sonra vedalaşırken babasının kirli elbise ve çamaşırlarının yanı sıra arama esnasında evden aldıkları fotoğraf albümünü de Azad’a teslim etmişlerdi. Derwêş’e suç isnat edilecek bir şey bulamayınca, Enver isimli şahsın evinde ele geçirdikleri Mele Mustafa Barzani ye ait fotoğrafı da fotoğraf albümünün içine çaktırmadan koymuşlardı. Azad’ın eve ulaşması ile, dört kişilik bir siyasi polis ekibinin eve dayanması bir olur. Tek istedikleri şey, fotoğraf albümünün içindeki Barzani’ye ait fotoğraftır. Ne var ki polislerin eve baskın yapması  telaşı içinde fotoğraf albümünü elinde tutan Derwêş’in evdeki kız çocuğu fotoğrafı albümün içinden çıkararak yanmakta olan odun sobasının içine atmıştı.

Bütün tehdit ve aramalara rağmen, fotoğrafı bulamayan siyasi polis ekibi çılgına döner. Derwêş’e suç isnat edebilecek ve kendisine ait olmayan fotoğraf üzerinden yaptıkları komplo tutmayınca, iyicene hırçınlaşarak o dönemde lise öğrencisi olan Azad’ı alıp götürmek isterken, Azad’ın evde bulunan babaannesi eline Kur’an’ı Kerimi alarak, bu Kur’an’ı Kerim hatırına Azad’ı götürmeyin diye yakarış ta bulunur. Bir siyasi polisin o yaşlı kadına yaptığı sert müdahale ile, Kur’an’ı Kerim bir tarafa, Azad’ın babaannesi başka bir tarafa savrularak yere düşerler.

Azad’ı arabaya alıp Batman’a doğru götürülürken, bir taraftan bak, eğer o fotoğraf bulunmazsa baban da amcası Cemile Çeto gibi idam edilir. Azad’a hitaben bak sen gençsin, önünde bir istikbalin var, önümüzdeki yıl üniversite sınavlarına gireceksin. Bu fotoğraf tutanaklara geçmiş, eğer bulunamazsa, babanla beraber sende yanarsın, okuldan atılır, hayatın kararır diye telkinde bulunurlar. Netice de Derwêş’i bu konuda çok sıkıştırınca, Derwêş onlara Mele Mustafa Barzani’nin ağabeyi Şeyh Abdulselam Barzani idam edildiğinde 11 yaşında bir çocuk olan Mele Mustafa Barzani’nin yapmış olduğu tarihi yemini hatırlatarak, Kurtlara, vahşi hayvanlara yem olurum ama bu vahşi düşmanlara teslim olmam ahd’ını hatırlatarak, siz Mele Mustafa Barzani’yi içeri aldınız, oda 1914 te ağabeyi Şeyh Abdulselam Barzani idam edildiğinde yaptığı yemine bağlı kalarak kaçıp gitti diye cevap verir.

Derwêş’ê Sado Batman’da ki komando taburunda binbaşı Temel Cingöz tarafından ağır işkencelere tabi tutulur. Sen Kürd müsün, Türk müsün sorusuna elbette ki ben Kürd’üm diye cevap verir. Kürd diye bir şey var mıdır? Sorusuna elbette Kürd vardır diye cevap verir. Binbaşı Temel Cingöz, bunları hangi kaynaklara dayanarak söylüyorsun sorusuna da, İslâm Ansiklopedisine, Meydan Laros ansiklopedisi ne dayanarak söylüyorum diye cevap verir. Temel Cingöz’ün bunları mahkemede söyleyecek misin, sorusuna da o gün geldiğinde belli olur diye cevap verir. Bu diyalog üzerine işkenceleriyle bölgede nam salmış, binbaşı Temel Cingöz kendine ağır küfürler ederek, senin buradan ancak cenazen çıkar diye tehdit eder. Yine bir sorgulama süreci içinde, Derwêş’in amcasının oğlu Kurtalan eski belediye başkanı Cemil Akgül, Binbaşı Temel Cingöz’e biz suçsuz, günahsız insanlarız deyip, salıverilmelerini isterken, binbaşı Temel Cingöz; hayır siz suçsuz değilsiniz, senin amcaoğlu Derwêş, Kürd ulusundan bahsediyor demesiyle, Derwêş hemen öne atılarak, sadece ben mi, Kürd ulusundan bahsediyorum? 1923 yılında Mustafa Kemal İzmit’te yaptığı bir basın açıklamasında Kürdlerin varlığından bahseder ve çoğunluk oldukları yerlerde kendi kendilerini idare edeceklerdir diye kamuoyuna açıklama yapıyor, demesiyle binbaşı Temel Cingöz yine öfkelenerek eğer sen buradan sağ çıkarsan diyerek yine kendine yönelik ağır küfürler ve hakaretler yağdırır

Yaklaşık 15 gün sonra Sayın Derwêş’é Sado ile yakalananların hepsi serbest bırakılır. Derwêşe Sado ise, Batman, Siirt ve Diyarbakır arasında iki üç ay kadar götürülüp, getirilir ve daha sonra serbest bırakılır. Derwêş le birlikte yakalananların bir kısmı ile serbest bırakıldıktan sonra görüştüm. Hepsi de Derwêş’in takındığı cesur ve onurlu tutumunu çok takdir ediyordu. Hatta bir keresinde çoğu birden Derwêş’in üzerine giderek, yahu sen bizden ne istiyorsun, çoluk, çocuğumuzun başını kestireceksin diye sitemde bulunurlar. Derwêş’in onlara cevabı; kardeşim ben bunları 1968 de Antalya ağır ceza mahkemesinde söylemişim. Onca yıldan sonra kalkıp, bunları inkar mı edeyim diye cevaplar.

Bu tutuklama süreci içinde ilginç bir trafik kazası olur. Derwêş’ê Sado’nun 16 yaşındaki oğlu Azad Akgül’ ü siyasi polisler alıp götürürken, Azad’ın yaşlı babaannesi Kur’an’ı Kerim hatırına onu bırakın dediğinde, siyasi polislerden birinin sert müdahalesi ile Kur’an’ı Kerim’in bir tarafa, yaşlı baba annenin bir tarafa savrulma sına neden olan polis ekibi Batman, Silvan yolu üzerinde ki Mala Badi köprüsü civarında geçirdiği trafik kazasında Yalçın isimli polisin dışındaki diğer polisler ölür. Yalçın isimli polis ise trafik kazasından yaralı olarak kurtulur. Olaya vakıf olan, Kurtalan halkının değer yargılarına göre, bu polisler, Kur’an’ı Kerim’e ve yaşlı masum kadına yaptıkları zulüm nedeniyle ilahi cezalarını bulmuşlardır. Azad Akgül’ün ifadesine göre de Yalçın isimli polisin tavır ve davranışları diğerlerinden daha insani ve ılımlı idi.

Sayın Derwêş’ ê Sado iki, üç aylık bir işkence ve sorgu sürecinden sonra evine ailesinin arasına döndükten sonra bir gece ona geçmiş olsun ziyaretinde bulundum. Aşiretin büyükleri de onu ziyarete gelmişlerdi. Gördüğüm manzara karşısında şaşırmıştım, Gerçekten sanki iki üç aylık süreç içinde 10 yıl ömründen geçmişti.

Devam edecek

 Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.

 

 

 

 

Bu haber toplam: 2128 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:12:20:24