Mehmet Konuk: Kuzey’deki PDK’nin(TKDP), Kurucularından Sayın Derwêşê Sado İle Yollarımız Nerelerde Çakıştı? (4)

07.01.2025, Sal - 13:20
Mehmet Konuk: Kuzey’deki PDK’nin(TKDP), Kurucularından Sayın Derwêşê Sado İle Yollarımız Nerelerde Çakıştı? (4)
Haberi Paylaş

Sol, Sosyalist örgütlerin Kürdistan Ulusal Özgürlük hareketleri üzerindeki dayatmacı etkileri aslında Kuzey deki Kürd milli hareketleri ile sınırlı değildi. Kürdistan’ın güneyinde de, Irak Komünist partisi ile, İbrahim Ahmed, Celal Talabani gibi sol-sosyalist jenerasyonun olabildiğince müdahaleleri ve tahribatları olmuştur ki, Irak Komünist partisi Ortadoğu’daki komünist partilerin arasında en güçlü olanlardan biri olmasına rağmen, Barzani hareketi üzerinde yaptıkları tüm komplo ve entrikalar hep geri tepiyordu.

Çünkü; Barzani hareketi 1905 te Şeyh Abdulselam Barzani önderliğinde gelişen toplumsal reformlar ( toprak reformu, kadın hakları ile ilgili reformlar, çevreci ve yaban hayvanlarını koruma ile ilgili tedbirler) üzerinde gelişerek sosyal bir dönüşüm sağlamış ve kesintisiz bir şekilde milli karakterli direnişleri hep devam etmiştir.1946 da PDKI’nın kurulması ile parti kurumsal bir yapıya kavuşmuş olduğu için, dışarıdan yapılan müdahaleler hep ters tepmiştir. Buna Mele Mustafa Barzani’nin efsanevi kişiliği de eklenince onların PDKI üzerinde yapmaya çalıştıkları operasyonlar ters teperek, Sami Abdurrahman, Franso Hariri gibi güçlü onlarca kadro, Irak Komünist partisinden ayrılarak PDKI de yer almışlardır.

Kürdistan’ın kuzeyinde ise 1919 da Koçgiri ile başlayan ve 1938 de son direniş merkezi olan Dersim hareketinin bastırılması ile uzun süreli bir sessizlik süreci yaşanırken, Türk Devleti Kürd toplumunu devindirip, dönüştürmek için hiç boş durmamıştır. En büyük handikapları olan Kürdistan mefkuresinin 1960 lardan itibaren örgütlenme çalışmalarına karşı tez elden tedbirlerini alarak, bir taraftan Kürdistan halkına liderlik yapabilecek lider kadrolara yönelik suikastlar düzenlerken, diğer taraftan da Kürdistan mefkuresinin önünü Kürd toplumunun sosyolojik değerleriyle barışık olmayan sol-sosyalist ideolojiler le dumura uğratma yöntemlerini kendi sol-sosyalist örgütleri üzerinden uygulamaya başlıyordu.

 Yazının bu bölümünde Dr. Şivan’ın güneye gitme serüveninin İlk durağı olan Siirt’te olup bitenleri anlatıp o şekilde yazıya devam edeceğim. Said Elçi, Dr.Şivan’ı güneye gönderme kararı aldıktan sonra, ona bir mektup vererek, Siirt’te ikamet eden PDKT’nin kurucu üyelerinden biri olan ve 1968 de Antalya cezaevindeki tutuklular  arasında olan Ömer Turhan’ın yanına gönderir. Ömer Turhan, Dr. Şivan’ı ilk bir hafta kendi evinde misafir ederek, onun iç dünyasını ve ideolojik tutumunu iyice test eder ve güneye göndermek istemez. Dr. Şivan’ın Siirt’te 15 günü dolmasına rağmen, Ömer onu göndermeyince, Said Elçi Diyarbakır’dan, bir partili ile Ömer Turhan’a bir mektup göndererek onu bir an önce göndermesini istemesine rağmen, Ömer onu göndermek istemez.

Dr. Şıvan’ın, Ömer Turhan’ın evinde bir ayı dolduktan sonra Said Elçi ikinci bir mektubu, Diyarbakır’dan Kozluk’un bir köyünde ikamet eden Medeni Altan’a( Medeni yê mala Eli’yê Unis) göndererek, bizzat kendi eliyle Ömer’e götürmesini ister. Bundan sonrasını  yaklaşık 13 yıl önce 87 yaşlarında aramızdan ayrılan PDKT ye hayatı boyunca hizmetleri olan Medeni Altan’ın bana söylediklerini buraya aktaracağım. Rahmetli Ömer Turhan’ın evine gittim, orada tanımadığım ve ilk olarak gördüğüm biri oturuyordu. Mektubu kimseye çaktırmadan Ömer’e verdim. Ömer evin başka bir odasına geçerek mektubu okudu ve tekrar odaya gelerek, kalk Medeni seninle çarşıya gidelim dedi. Bana aynen şöyle dedi: Bak bu adam tam bir aydır, benim evimdedir ve onun bir kere bile dışarıya çıkmasına müsaade etmemişim. Bana geldikten sonra ki bir hafta içinde onu iyicene çözmüşüm. Hırs ve ihtirasları çok yüksek ve aşırı bir solcudur.(Radikal yerine Medeni aşırı solcu terimini kullanıyor, büyük olasılıkla) Eğer biz onu güneye gönderirsek başımıza bela olacaktır.” Ömer’in bu belirlemesi üzerine, Medeni de kek Said görüyorsun bu konuda çok ısrarcıdır. Bunun üzerine, Ömer, tamam ben göndereceğim ve göreceğiz, eğer başımıza bela olmazsa, demek ki bende bir şey bilmiyorum der ve Dr. Şıvan’ı bir ay beklettikten sonra yanına yol ve yordamı bilen bir partiliyi rehber olarak verip gönderir rehberin çocukları ve yakın akrabaları bugün hayattadır ve burada yazdığım bilgilere onlarda vakıf tır.

 Said Elçi ve arkadaşlarını infaz etmekle suçlanan Dr. Şıvan ve arkadaşları   yaklaşık altı (27 kasım 1971)aylık tutukluk ve yargılama sonunda Said Elçi, Mihemedê Begê ve Mele Abdüllatif Savaşın ölümünden sorumlu tutularak Dr. Şıvan, Çeko ve Brusk idam kararına çarptırılır ve cezaları infaz edilir. Bu olay, Özel de PDKT üzerinde, genelde ise Kuzey’de ki Kürd milli mücadelesi üzerinde adeta deprem gibi sarsıcı bir etki yaratır. Partinin kurucu üyelerinden olan Şerafeddin Elçi tamamen illegal alandan geri çekilerek, avukatlık mesleğine devam eder ve ileri ki yıllarda Türk siyasi partilerin den TBMM ye girer, ardından da bayındırlık bakanı olur.12 Eylül 1980 de yapılan askeri darbenin ardından cezaevine atılarak, bakan olduğu dönemde sarf ettiği: ”Ben Kürd’üm ve Türkiye’de Kürdler vardır.” sözcüğünden dolayı askeri mahkemede yargılanarak iki buçuk yıl cezaevinde tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılır. Parti’nin diğer kurucularından biri olan Şakir Epözdemir de olayın etkisinden dolayı örgütsel faaliyetlerden çekilerek Kürdistan tarihi üzerinde araştırma ve yazı yazmaya başlar. Ömer Turhan ise Rojava Kürdistan’ı ile Beyrut alanlarına savrulur.1974 te Bülent Ecevit hükümetinin çıkardığı genel aftan sonra memleketi Siirt’e geri döner.

Derwêş’ê Sado 1952 de Adnan Menderes hükümetinin çıkardığı afla ülkeye geri döndüğünde 18 yaşında idi ve onun dönüşünden iki yıl sonra ben dünyaya gelmişim. Aramızda 20 yaş fark vardı O dönemde küçük bir ilçe olan Kurtalan’da her kes birbirini tanıyordu ama toplumsal kültürün bir değeri olarak, birbirinin akranı olanlar, çoğunlukla birbirleriyle arkadaşlık yapıyordu.

Aile meclislerinde ben çocukken Derwêş’in ismi geçtiğinde dört dil bildiğini, Suriye’de okul okuduğunu, bunun yanında  Pencenara Aşiretinin Kasım’ê Ozman’dan sonra ki en önemli lideri olan Bişar’ê Çeto gibi birinin torunu olması da onun toplumdaki önemli referansları arasında sayılıyordu.

1970 li yılların başından itibaren bizim kuşaklarımız adım, adım Kürdistan’da sahaya çıkmaya başladığında, sol-sosyalist jenerasyonun Barzani karşıtlığı ve buna bağlı olarak Derwêş’ ê Sado ile ilgili gerçeklikten uzak, komplo teorileri havada uçuşuyordu. Yarım asrı aşan silahlı mücadelede, savaş ortamında dahi, düşmanlarına adil davranan Mele Mustafa Barzani hem Said Elçi ve arkadaşlarının, hem de Dr. Şıvan ve arkadaşlarının katili olarak algılanıyordu. Ne yazık ki TKDP’nin siyasi kadro yönünden zayıf olması, söz konusu süreçte sol-sosyalist rüzgarın dünya ölçeğinde ve Kürdistan’da güçlü olmasının da verdiği avantajlar da komplo teorilerinin önü ne yazık ki alınamıyordu.

Said Elçi, Dr. Şıvan olayında bizim kuşağımızda o süreçte sol çizgide olmamıza rağmen, Said Elçi, Dr Şivan olayında daha o dönemde bile net bir duruşumuz vardı. Ne olursa olsun, Said Elçi gibi yurdsever bir lider öldürülemez diyorduk. Kısacası Said Elçi’yi, Mazlum ve mağdur, Dr. Şıvan’ı ise zalim, tasfiyeci ve sol darbeci olarak değerlendiriyorduk. Buna rağmen Derwês ile ilgili kara propagandaların bir nebze de olsa etkisinde kalıyorduk.

Ömer Turhan’ı, Rojava Kürdistan’ı ve Beyrut alanından Siirt’e döndükten sonra iki sefer Kurtalan’da Derwês le yan yana geldiklerine tanık oldum. İlk gelişinde sayın Derwêş’ê Sado ile aynı çay hanede oturuyorduk ama birbirimizle ilişkimiz yoktu. Ömer çok sıcak ve saygılı karşıladığına o gün tanık oldum. İleriki yıllarda kek Derwêş’lê ilişkimiz gelişince, onu hep iyi andığına şahidim. İkinci  gelişinde ise, Kurtalan’dan Ekspres le Ankara’ya doktora gitmek üzere yolculuk yaparken tanık oldum. İkinci sefer de bir arkadaşımız onunla refakatçi olarak Ankara’ya gideceği için, bende Ekspres te onu yolculamak üzere hazır bulundum. Her iki sefer de de kek Derwêş’ê Sado’nun, Ömer Turhan’a çok değer verdiğini gözlemledim. Ne yazık ki Ömer Turhan’ın Ankara’ya gidişi normal ayakta giden bir hasta iken kısa süre sonra Ömer Turhan’ın Ankara’dan memlekete cenazesi (Kasım 1975)döndü. Hem ailenin, hem de yakın çevresinin konuyla ilgili görüşleri Ömer Turhan’ın Ankara’da kendisine yapılan bir enjeksiyon dan sonra hayatını kaybettiği yönündedir.

Ömer Turhan’ı Siirt imam-hatip lisesinde  okuyan arkadaşlarımız yakından tanıyordu. Sayın Derwêş’ê Sado ve onu yakından tanıyanlar özellikle politik uyanıklık yönünden güçlü bir yeteneğe sahip olduğunu söylüyorlardı. Zaten Dr. Şıvan’la ilgili öngörüsü de onunla ilgili düşüncelerin yerinde olduğunu gösteriyor.

TKDP İlk kırılmasını 1966 da Av Faik Bucak’ın şehid edilmesi ile yaşıyordu.

kinci ve en etkili kırılmayı ise Said Elçi’nin suikastından sonra yaşıyordu ki, bunun Faik Bucak suikastından farklı özelliği örgüt içinden ve ideolojik merkezli olması idi. Bu durum partiyi ve genel olarak Kürd milli mücadelesini üç boyutlu olarak etkiliyordu. Bunun ilk boyutu darbeci tasfiyeci geleneğin Kürdistan da ki örgütsel yapıların içine taşınmış olması, ikinci boyutu sol-sosyalist ideolojinin Kürdistan milli mücadelesinin içine zuhur etmesi, üçüncü boyutu ise Kuzey’de Barzani karşıtlığının da sahaya çıkması idi.

1973 yılının sonbaharına gelindiğinde Parti’nin kurucu üyelerinden sadece Derwêş’ê Sado örgüt içinde aktif bir durumda idi. Ağırlıklı olarak medrese geleneğinden gelen ve yetersizde olsa genç üyelerin de katıldığı Parti’nin 1.Kongresi  Diyarbakır -Mardin arası Sultan Şeyhmus diye bilinen mevkide yapılır. Kongrede Derwêş’ ê Sado Parti’nin genel sekreterliğine seçilir.

Parti’nin ikinci kongresi ise o dönemde Siirt’e bağlı Kozluk ilçesinin bir köyünde yapılır.1975 yılı özelde Güney Kürdistan üzerinde, genel de ise Kürdistan’ın dört parçası üzerinde çok olumsuz sonuçlar doğuran bir yıl olmuştur. Mele Mustafa Barzani önderliğinde 1961 Eylül’ün de başlayan ve o nedenle Eylül devrimi olarak bilinen yaklaşık ,on yıllık silahlı direniş sonucu 11 Mart 1970 te yapılan tarihi anlaşma ile elde edilen büyük kazanımlar 1975 te Cezayir de yapılan ihanet anlaşması ile heba olmuştu.

1970 e gelindiğinde Bağdat hükümetinin başında bulunanlar sıraya girerek, Barzani ye anlaşma yapılması için adeta yalvarıyorlardı.11 Mart 1970 te otonomi antlaşması yapıldıktan sonra bir taraftan Kerkük üzerinde problem çıkarırken, diğer taraftan da Mele Mustafa Barzani ve diğer lider kadrolara yönelik akıl almaz suikastlara başvuruyorlardı. Mele Mustafa Barzani Bağdat’ta ki BAAS hükümetinin, otonomi antlaşmasında samimi olmadıklarını anladı ve 1974 e gelindiğinde Mele Mustafa Barzani: ”Kerkük Kürdistan’ın kalbidir, insan nasıl kalpsiz yaşayamıyorsa, Kürdistan’da Kerkük süz yaşayamaz diyerek. ” Bağdat rejimine yönelik son sözünü söylüyordu.

Barzani 200 bin kişilik Peşmerge ordusu ile Bağdat Hükümeti’ni nefes alamaz duruma getiriyordu. Bağdat hükümetinin Peşmerge ordusunun karşısında düşmesi artık an meselesi olmuştu. Gelişmelerden her zaman olduğu gibi rahatsız olan ve teyakkuz durumuna geçen Ankara hükümeti ve bilcümle Arap devletleri ABD üzerindeki nüfuzlarını kullanarak, İran Şahı Rıza Pehlevi ile Bağdat rejiminin o dönemde ki başbakanı Saddam Hüseyin’i Cezayir de bir araya getirerek barıştırıyordu

Antlaşmaya göre İran ve Irak Devletleri arasında tarihsel bir problem olan Şattularab bölgesi İran’a bırakılacak. Bunun karşılığında, İran üzerinden Kürdistan’a gelen her türlü lojistik destek kesilecekti.200 bin kişilik Peşmerge ordusu ve 5-6 milyon nüfuslu Güney Kürdistan a her türlü lojistik desteğin kesilmesi büyük bir yıkımı beraberinde getiriyordu.

 Mele Mustafa Barzani bu beklenmedik ihanetin karşısında Peşmergeye çağrı yaparak, savaşı durdurmaları çağrısı yapıyordu. Bu inanılmaz ihanetin karşısında bazı Peşmergeler, silah bırakmaktansa, intihar etmeyi tercih etti. Kürdler 1946 da Doğu Kürdistan’da SSCB den yedikleri darbenin daha beterini 1975 te ki Cezayir ihanet antlaşmasında ABD ve Ortadoğu’da ki müttefikleri olan bölgesel devletlerden görüyordu.

Mele Mustafa Barzani Dünya kamuoyuna bir varil petrol, bir ton adaletten daha ağır geldi diye bir açıklama yaptı. Ne acıdır ki kendisine göz göre, göre ihanet eden İran Şah’ının egemenliğinde ki Doğu Kürdistan’a geçmekten başka bir seçeneği de ne yazık ki yoktu. Bu da 1923 te Kürdistan coğrafyasının dört Devlet tarafından paylaşılmasından kaynaklı politik konjonktür ’ün bir çıkmazıydı.

Bu acı gelişmelerin karşısında TKDP’nin 1973 te yapılan kongresinde Parti’nin genel sekreterliğine seçilen Derwêş’ê Sado,eli kolu bağlı duramazdı. Midyat’tan Parti’nin en aktif ve cesur yüreklerinden biri olan Hüseyin’e Heso ve Batman dan da, Ali Doğan isimli cesur yürekliyi yanına alarak, hudutların ötesine geçerek, Doğu Kürdistan’da Mele Mustafa Barzani ve kurmaylarının bulunduğu bölgeye giderek  TKDP olarak ne yapabileceklerini, verecekleri her görev ve sorumluluğu yerine getirmeye hazır olduklarını bildirdi.

 

  Devamı gelecek bölümde

 

Bu haber toplam: 4020 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:15:53:29