Gencettin Öner Son Makaleler

2024 Seçiminin Patolojik Siyasal Anatomisi Üzerine Bir Kaç Söz?

Neymiş "Şırnak'a asker ve polis yığmışlar (Oy kullanmak için) Kaç asker-polisi oraya taşıyabilirler? 50 bin mi? (oy kullanabilen) Peki geriye kalan 250 bin Kürdün oyu nereye gitmiş? Yeni kurulmuş Yeniden Refah partisinin bile gerisine düşmüş. Dünyanın en mağdur halkın temsilcisi partinin düşmüş olduğu duruma bakar mısınız? Malaminê!
2024 Seçiminin Patolojik Siyasal Anatomisi Üzerine Bir Kaç Söz?
Makaleyi Paylaş

Nisan 2024 itibariyle bir seçimi daha geride bırakmış olduk. Üzerinde yaşadığımız topraklarda, Türk olmayan otokton ulus ve halklara karşı sürdürüle gelen baskı, şiddet ve asimilasyon metaforunun, inkârcı ve tekçi devlet eliyle sürdürülen yüz yıllık süreçte, sıradan Türk toplum bireylerinin zihinlerine nakışladıkları yalan üzerinde inşa edilen ideolojik paradigmanın yol açtığı psikozun, toplum algısında bu hak gaspının normal karşılanmasının sonuçlarını yaşamaya devam ediyoruz. Toplumun tüm kesimlerine zorla dayatılmış bu irrasyonel hayat algısının toplum kesimlerini gerçeklerden koparıp, ruhsal hasta ettiği bir kerteye dayanmış olduğu bir noktadayız. Bundan neyi kastettiğimi, şu anekdot yardımıyla izah etmeye çalışacağım. Bu durum, tıpkı bir grup insanın, istenmedikleri halde, iradeleri dışında anormal koşullara sahip bir yaşam alanına hapsetmeye benzer bir durumu yansıtıyor. Dışarıda süren kavga ve karmaşanın yoğunlaşarak, üzerlerine kapatılan esaret kapısının birileri tarafından açılması sonrası, sevinç karışımı bir duyguyu yaşamaları gibi aldatıcı bir durumu şu an yaşıyorlar. Oy oranına bakıldığında sevinen kesimin oy yüzdeliği ile, iktidar tarafını tutup üzülenlerin oy oranları birbirlerine çok yakın. Bu durumu özgürlüğe açılan bir yol alarak görenler, çok yanılıyorlar. Şu an izledikleri yolun ve takip ettikleri siyasi gücün, kendi hayatlarına nasıl yön vereceğini, ileride belediyelerde dönmeye başlayan rant paylaşımında pay alamayanların bu kez başka kurtarıcıları arayacakları konusu, akıllarının ucundan bile geçmemektedir. Bu kesimin gözünde "özgürlüğe kavuşma" gibi görünen ve kilitli kapıları üzerlerine açanlar içinde temkinli olup; "Bu durumlara bir daha asla düşmeyeceğim" demeyi deneyecekler mi? Konjonktürel fikir dalgalanmaları olan ve sadece günü kurtarmaya yönelik oy verenler, şu an arkasına takıldıkları kesimlerin onları nereye götürecekleri/sürükleyecekleri, konusunu da inceden inceye düşündüklerini hiç sanmıyorum.

Oysa kendilerinin ve ailelerinin geleceğini belirleyecek davranış, kurtulmaya çalıştıkları kötücül bir yönetimden uzak durmaya çalışırken, şu an kurtarıcı gibi gözüken siyasi mahfillerin onları nereye taşıyacakları konusunda da kafa yormaları gerekirdi. Bunu yapamıyorlar. Çünkü, toplumun hafızası iğdiş etmiş durumdalar. "Kurtarıcı" olarak ortaya çıkan bu siyasi mahfiller, kurulan Cumhuriyetin ilk 30 yılını, kıt kanaat geçinen halkın elindekini zorla alan, vatandaşını aşağılayan, ona güvenmeyen otoriter tek adam diktatörlüğünden geçti. Yapılması istenen her şey, diktatör liderin iki dudakları arasında çıkan sözlerle yürütülüyordu. Gelişmiş batılı toplumlar, demokratik teamüller çerçevesinde yönetim anlayışını kendi toplumlarına benimseterek, demokratik seçimleri (gizli oy, açık tasnif) Türkiye'ye de dayatmış, 1950 yılından çok partili serbest seçimlere gitmesiyle, 70 yıl iktidar yüzünü görmeyen CHP, ilk defa serbest seçimde, toplumun çoğunluk tercihiyle yerel seçimi kazanmış ve birinci parti olmuştur. CHP'nin ülkenin dağ gibi birikmiş siyasal ve toplumsal sorunları yanında, dibe vurmuş ekonomiyi düzeltebilecek ne bir ekonomik reçetesi ve kapasitesi yanında kangrene dönmüş Kürt ulusal sorununu çözebilecek evrensel demokratik bir projesi yoktur. Anlaşılan CHP, eski CHP. Partinin 6 okta saklı ilkelerinin ne anlama geldiğini okuyun ne dediğimizi anlarsınız. Bizim esas üzerinde durmaya çalıştığımız konu CHP'nin ne olduğu, yada ülkenin dağ gibi sorunlarını çözebilecek bir parti ayarında olup olmadığı değildir(Bu konulardaki düşüncelerimizi öğrenmek isteyenler, önceki makalelerimizi okusunlar) Bizim bu makalede esas olarak üzerinde durmak istediğimiz konu, Kürt ulusal haklarının takipçisi ve koruyucusu olduğunu iddia eden, sık sık isim değiştirip şimdiki ismi DEM olan partinin ve silahlı örgüt PKK yöneticilerinin bu seçim ile ilgili yaptıkları açıklama ve davranışlarıyla ilgili bir makale yazmak istedik.

Kürtlerin onurunu ayaklar altına alan, çağımız siyasal bilim literatüründe yeri olmayan ve dünyanın başka ülkelerinde ola ki uygulanmaya sokulan bu duruş, o siyasi yapıyı ülkenin tarihi boyunca yedi kat yerin dibine gömülmesiyle sonuçlanırdı. Ama Kürtler tuhaf bir toplum. Çoğu "namus belası" diyerek siyasi arenada hala bunları siyasi olarak besleyebiliyor. Diğer temel neden de, bu ağır sorumluluğun altına girecek kapasitede ve olgunlukta gerçek anlamda Kürt siyasi parti ve oluşumların ne yazık ki hala ortaya çıkmamış olmasıydı. Günümüzde, asgari demokratik kriterleri ve müşterekleri benimsemiş ülkelerdeki siyasi partilerin amacı, iktidara gelip kendi programlarını o ülkenin sosyal, siyasal ve ekonomik koşullarına uygulayarak, toplumu daha iyi bir seviyeye ulaştıracakları inancıyla hareket ederler. Seçimlerde tek başlarına iktidara gelecek güçleri yoksa, başka partilerle, ilkeler çerçevesinde koalisyon ve ittifak yaparlar. Ama bu ilişkiler, "Aman kimseler duymasın" gizli-kapaklı değil, topluma açık ve şeffaf bir şekilde yapılır.

Bu coğrafyanın otokton kadim uluslarından biri olan Kürtlerin, düşman başına kendisi adına ortaya çıkmış silahlı bir örgütü, yasal alanda da, güya siyasi bir partisi var. Yazılarımızı takip eden okurların, adı sürekli değişen bu yasal partinin somut ve objektif olarak hiç bir zaman gerçek bir parti gibi davranmadığını, deyim yerindeyse bir dernek gibi hareket ettiğini, yöneticilerinin de, beceri, donanım ve yetenek kriterleriyle değil, atamayla belirlendiğini, somut örnekler vererek açıklamıştık. Adı geçen bu partinin (DEM) 8 ay önce yapmış olduğu diz boyu affedilmez yanlışları ve Kürtler adına onur kırıcı davranışlarını bol bol tekrarladılar. Temsilcisi oldukları iddiasındaki Kürtlerin gasp edilmiş ulusal hakları için mücadele edecekleri yerde, Kürtlerin ulusal varlığına düşman, iktidar ve rant kavgasındaki ezeli iki rakip arasında kavganın bir tarafı oldular. Halkının ulusal varlığını kökten reddeden, bu inkarcı ve tekçi devleti kuran Partiye (CHP'ye) iradesini teslim ettiler. Kürtlerin %65-70 inin oyunu bu sorunun yegane müsebbibi bu partiye vererek karşılığında da hiç bir şey istemediler. İşin daha da ilginç ve Kürtler açısından onur kırıcı olan yönü, oylarını verdikleri Cumhurbaşkanı adayı zatın, seçim süresince bu siyasilerden vebalıymış gibi köşe bucak kaçacak delik aramasıydı. Şimdi elinizi vicdanınıza koyup bir cevap verin. Böylesi bir siyasi durum, dünyanın herhangi bir yerinde yaşanabilir mi? Şayet yaşanır olsaydı sizce ne olurdu? Bu durumun yaşanması, Kürtlerin epeyce bir kesimi arasında homurdanmalara yol açmış, adeta bardağı taşıran son damla olmuştu. Epeyce insan "Êdî bese!-Yeter artık" dedirten bir tepkiyle bu durumu eleştirmişti. Siyasal intihar anlamına gelen bu sürece yol açtığı için de Kürtlerin yüzüne bakacak yüzü kalmayan ve yıllarca hep vesayet korumasıyla eş başkan koltuğunda oturan kadın eş başkan istifa etmek zorunda kalmıştı. Yerine gelenler -doğru ifade ile atananlar-; "Halkımızın mesajını almış bulunuyoruz. Bundan böyle kendi halkımızın arzu ve istekleri doğrultusunda siyaset yapacağız" demişlerdi.

Bu açıklamaların samimi olmadığı, gelen tepkileri yumuşatmaya yönelik açıklamalar olduğu, sarf edilen ifadeler ve çelişkili-tutarsız konuşmalarından anlaşılıyordu. Kürtlerin her iki yapıya (PKK ve DEM) gösterdiği tepkilerin mesajını alan Selahattin Demirtaş, Kürtlerin her yerde, kendi adaylarıyla seçimlere girmesini, gizli-kapaklı görüşmelerden kaçınmasının mesajını almış, doğru bir siyaset tavrını ortaya koyarak eşini İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığına aday olması yönünde çaba içine girmişti. Kürtlerin bu doğru ve gerçekçi politikalarla, hep engellenen Kürt ulusal birliğinin kendi çıkar ve amaçlarını bozacağını, ayakları altındaki zemini kıracağını gören Kandil'in totaliter dinozorlarından bir zat, çıkıp açık bir şekilde. Demirtaşların bu girişimlerine müdahale etmiş, Kürtlerin her platformda kendi adaylarıyla seçimlere girmesini dillendiren herkesi tehdit ederek; "...Kürt halkı açısından, Türkiye demokrasi güçleri ile ittifak içinde olmak çok önemli. İttifaklarını güçlendirerek, var olan ittifakları sahiplenerek mücadele yürütmek gerekiyor” diyerek noktayı koymuştu. Şaka gibi bir şey değil mi? Düşünebiliyor musunuz? CHP ve demokrasi gücü? ya da demokrasi ve özgürlükler konusunda sicilleri son derece kötü olan tescilli marjinal Kemalist Türk solunun "demokrasi güçleri" içinde değerlendirmek akıl alacak bir durum değil. Adı geçen zat kendi açısından haklı. O ne kadar demokratsa, marjinal Kemalist Türk solu da o kadar demokrattır. Adı anılan kesimlerde, demokrasinin zerresi yok. Onların özlemini çektikleri şey totaliter bir rejimdir. Bunu, halkın desteği ve demokratik oy gücüyle gerçekleştirebilmeleri imkansız olduğu için de silah ve şiddet yolu ile buna kavuşacaklarına inanmış totaliter Türk solunu demokrasi güçlerinin motoru saymak, insan aklıyla gerçekten alay etmektir.

Binlerce yıldır bu topraklarda medeniyet kurmuş bir ulusun, varlığını inkar edip yok saymış, yüz yıldır kadim dilinin okutulmasını ve eğitim dili olarak okullarda eğitimi yasaklamış bir rejimin, üstelik Kürtlerin büyük çoğunluğunun oy verdiği belediyelere Kayyum atanması yapılmasına rağmen, her seçimde oy kaybeden, son seçimde de Kürt ulusal varlığının vücut bulduğu Şırnak'ı, Bitlis'i rejime kaptıran, Hakkari'yi kıl payı alan bir partiye "başarılı" diye sevinip halaylar çekmek, sağlıklı insanların yapacağı bir davranış olabilir mi?, Bekledim, acaba istifalar ve özeleştiriler olacak mı diye? Ne gezer, her kes zafer sarhoşluğunda. Bu sevinç, başarılı oldukları için değil, bu sorunları yaratmış Parti’nin zafer sarhoşluğu muş meğer. Bu durumu sorguladığımızda, aynı aymaz teraneleri gerekçe gösteriyorlar. Neymiş "Şırnak'a asker ve polis yığmışlar (Oy kullanmak için) Kaç asker-polisi oraya taşıyabilirler? 50 bin mi? (oy kullanabilen) Peki geriye kalan 250 bin Kürdün oyu nereye gitmiş? Yeni kurulmuş Yeniden Refah partisinin bile gerisine düşmüş. Dünyanın en mağdur halkın temsilcisi partinin düşmüş olduğu duruma bakar mısınız? Malaminê! Kürtlerin önündeki zaman daralıyor. Kürdistan ulusal statüsüne karşı olan, çağdışı kalmış totaliter ideolojik örgüt vesayetinden bir an evvel Kürtler kendilerini kurtarmalı, Ulusal statü haklarını tavizsiz savunan, evrensel demokrasi ve özgürlükleri rehber edinmiş, bir Kürt partisine acilen ihtiyaç vardır. Bu totaliter örgüt, Kürt kadınlar üzerindeki oto asimilasyonun teşvikçisi ve savunucusudur. deyim yerindeyse Kürtler, "Köprüden önceki son çıkış" ta olduklarından acaba haberleri var mı?

Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Nerina Azad'ın editöryal politikasını yansıtmayabilir.
Bu makale toplam: 1899 kişi tarafından görüldü.
Son Güncellenme:14:30:55

Son Makaleler

İnsanlık Değerlerinin Yerle Bir Edildiği, İnsanlık Erdeminin Çöktüğü Nokta; Soykırımlar Kürt Siyasetçilerin Aymazlıklarına Kim Dur Diyecek? Mertliğin, Onurun ve Yiğitliğin Timsali; Yılmaz Güney Toplumlara 'Hakikat' Diye Dayatılan Sosyal Psikoz ve Sosyal Halüsinasyon Handikaplarından Kurtulmaları Mümkün Olabilir mi? Sekülerlik, Laiklik, Komünizm ve Sosyal Darwinizm Üzerine Felsefi Bir Analiz; Kürtler Bu Kavramları Nasıl Algılıyor? (2) 3 Olgu, 3 Sonuç ve Toplumun Çok Hazin Aymazlığı Sekülerlik, Laiklik, Komünizm Üzerine Felsefi Bir Analiz; Kürtler Bu Süreçte Ne Yapmalı (1) Tarihten Hiç Ders Çıkaramama Selahattin Demirtaş ve Seher’in Dramı Sarı Hoca(İsmail Beşikci) Hakkında Birkaç Hayat Anekdotu 'Derin Dewlet Nedır Abê?' Aptallığın Resmi Var Mıdır Acaba? Yalanlarla Zihinlere Kazınmış Ezberlerin Bozulması ve Hakikat 'Xwedê Mırov Kor Neke, Kor Bikejî Kerr Neke' Sosyal Psikoz ve Hakikat 'Cumhuriyet' Nedir? Ne Değildir? 'İlericilik', 'Gericilik', 'Faşizm' ve 'Demokrasi' Kavramları Üzerinde Felsefi Bir Beyin Fırtınası Sivil Katliamları İdeoloji ve Din Kisvesi Altında Savunan Barbarlık 'Göz Bebeği' 'Göz Ağrısı' 'Göz Dikeni' Katliam, yağma, fetih ve işgalleri kutsama, bu kötülüklerin mağdurlarının torunlarının aymazlıkları üzerine Bayramlar; Kimilerine Sevinç ve Mutluluk Vesilesi Olurken, Kimilerine Neden Hüzün ve Yok Sayılma Vesilesi Oluyor? Tabuları Yıkmak Değerli Hukukçu, Hakperest İnsan, Hacı Akyol’un Anısına Saygıyla Toplumsal Hafıza, Mustafa Muğlalı ve 33 Kurşun olayı Sivas Katliamı Üzerine Tekrarlı Bir Hatırlatma Hakikat ve Vicdanla Bağdaşmayan Rutinleşmiş bir İnanç Ezberi; Kurban İnsanlığın Erdemli Olma Yolundaki Uzun Yürüyüşü; Evim mi? Devrim mi? İki Yüzlülük, Riyakarlık ve Yalanlarla Nereye Kadar? 2023 Seçim Sonuçları Üzerine Birkaç Söz… Kaybedenler ve Kazananlar; Neden? Nasıl? Niçin? Yüz Yıldır Kürtlere Dayatılan 'Kırk Katır mı? Kırk Satır mı? ' Anlayışına Ne Zaman Dur Denilecek? Faşist Nobranlıkla Nereye Kadar? Bir Seçimin Sosyolojik ve Siyasal Anatomisi 'Denizler'in Yolu' ve Gerçekler Dersim Katliamı Olguları, Kavramları Çarpıtma Ve Türk Toplum Algısında Karşılık Bulmuş Politik-Şoven Psikoz 23 Nisanı Bayram Havasında Kutlayan Türkler, 24 Nisan Trajedisini de Unutmamalılar Toplumu İnanç Ve Bayrak Dayatmasıyla Terbiye Etmeye Çalışılan Oyunlar Ve Erdemlilik Tarihte yaşananlardan ders çıkaramama ve son hazin siyasi aymazlık Kılıçdaroğlu'nun 'Halil İbrahim Sofrası' Temennisi ve Gerçekler Spor centilmenliği, seri katilleri kutsama ve faşistleşen toplum Coğrafyamızda meydana gelen deprem felaketi üzerine birkaç söz Riyakarlık, makyaj ve yalanlarla nereye kadar? Etnik nefretin aramızdan aldığı güzel insan; Hrant Dink 'Öteki'ye Olan Düşmanlık ve Nefret, Empati ve Erdemliliğe Dönüşebilir mi? 100. Yılına girecek olan otoriter ve tekçi rejimin kalıcı otokrat bir rejime evrilmesine karşı mağdurlar ne yapmalı? 'Kimseye Verilecek Bir Çakıl Taşımız Yoktur' Veya ‘Ya Sev Ya Terket!' Metaforu Üzerine Birkaç Söz Nasıl Bir Anayasa? Sedama bındestîya Kurda azlû bu! Neo-Osmanlıcılık ile Neo-İttihatçılığın 100 yıllık ezeli düşmanlıktan, iktidar ittifakına geçmeleri ve 10 kasım üzerine birkaç söz Cumhuriyet mi, Demokrasi mi? 2023 Seçimlerinde 'vatandaş bekası' için kime ve neye göre oy verilmeli?